
Borsadaki manipülasyon iddiaları, yatırımcıların yaşadığı mağduriyetler ve finansal denetim mekanizmalarının işleyişine yönelik tartışmalar, devletin kritik kurumlarının sorumluluğunu yeniden gündeme getirdi.
Ekopolitik Kültür, Eğitim ve Araştırma Vakfı'nın kurucusu Doç. Dr. Ramazan Arıtürk, halka arz süreçlerinden yargının işleyişine, banka kurma izinlerinden mali denetimlere kadar uzanan bir dizi başlıkta dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.
Arıtürk, özellikle Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK), Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) görev ve sorumluluklarının sorgulanması gerektiğini savundu.
“BORSADAKİ SÜREÇ BASİT BİR SPEKÜLASYON DEĞİL”
Borsa İstanbul’da yaşanan usulsüzlük iddialarının sıradan piyasa hareketleri olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Arıtürk, finansal piyasaların temelini oluşturan şeffaflık, denetlenebilirlik ve güven ilkelerinin önemine dikkat çekti.
Arıtürk, “Borsalar, doğaları gereği şeffaf, denetlenebilir ve güvene dayalı olması gereken finansal piyasalardır. Ancak ülkemiz borsasında yaşanan sürecin, basit birer spekülatif hareketin çok ötesine geçerek tamamen organize ve nitelikli bir dolandırıcılık vakasına dönüştüğü görülmektedir” ifadelerini kullandı.
Halka arz süreçlerinin şeffaflığına ilişkin soru işaretleri bulunduğunu öne süren Arıtürk, bağımsız ekonomistler ile uluslararası finans uzmanlarının uyarılarına rağmen bazı hisselerde yaşanan olağan dışı yükselişlerin piyasa dinamikleriyle açıklanamadığını savundu.
Arıtürk, söz konusu uyarıların yetkili makamlar tarafından karşılıksız bırakıldığını belirterek, “Haklı itirazlar ve uyarılar, yetkili makamlar tarafından adeta sağır edici bir sessizlikle karşılanmıştır” dedi.
YARGI SÜRECİNE “FİKRİ TAKİP” ELEŞTİRİSİ
Arıtürk, borsadaki usulsüzlük iddialarının araştırılmasında yargı mekanizmasının işleyişine ilişkin de eleştiriler yöneltti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın konuya ilişkin bazı girişimlerde bulunduğunu ve resmî yazışmalar yaptığını belirten Arıtürk, bu girişimlerin sonuçlarının takip edilmesi gerektiğini vurguladı.
Arıtürk, sürecin devamına ilişkin yeterli takip yapılmadığını öne sürerek şu değerlendirmede bulundu:
“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın konuyla ilgili bazı girişimlerde bulunduğu, yazılar yazdığı bilinmektedir. Ancak yazılan bu resmî yazıların akıbetinin sorulmaması, üzerine gidilmemesi ve hukuki anlamda bir ‘fikrî takip’ yapılmaması, yargının işlevsizleştirildiğinin kanıtıdır. Hukukun harekete geçemediği yerde, suçu işleyenlerin cesareti katlanarak artar.”
BDDK’YA HESAP HAREKETLERİ VE DENETİM SORULARI
Arıtürk’e göre borsadaki manipülasyon ve denetim tartışmaları yalnızca Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve yargıyla sınırlı değil. Arıtürk, bankacılık sisteminin denetiminden sorumlu BDDK’nın da tartışmaların odağında yer alması gerektiğini savundu.
Banka kurmanın sıradan bir ticari faaliyet olmadığını vurgulayan Arıtürk, finans sektörüne girişte kişilerin geçmişlerinin, mali bağlantılarının ve sermaye kaynaklarının kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiğini belirtti. Arıtürk, ilgili kurumların hesap hareketlerini ve finansal ilişkileri yeterince sorgulayıp sorgulamadığının açıklığa kavuşturulmasını istedi.
“MASAK VE MİT’İN SORUMLULUĞU SORGULANMALI”
Arıtürk, bankacılık alanındaki izin ve denetim süreçlerinin yalnızca ekonomik yeterlilik açısından ele alınamayacağını, mali güvenlik boyutunun da dikkate alınması gerektiğini ifade etti.
İlgili kişilerin geçmişlerinin, finansal bağlantılarının ve fon kaynaklarının MASAK başta olmak üzere yetkili kurumlar tarafından incelenmesi gerektiğini belirten Arıtürk, denetim süreçlerine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“İlgili şahısların geçmişleri, mevcut finansal bağlantıları ve fon kaynakları, Mali Suçları Araştırma Kurulu’ndan (MASAK) Millî İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) kadar uzanan çok katmanlı, derin bir devlet incelemesinden geçmek zorundadır. Bu şaibeli gruplara onay veriliyorsa, ortada iki vahim ihtimal vardır: Ya MASAK ve MİT görevini eksik yapmakta, bu yapıları yeterince soruşturmamaktadır ya da daha tehlikelisi, her şey bilinmesine rağmen bu kara tabloya göz yumulmaktadır.”
Arıtürk’ün bu sözleri, finansal denetim süreçlerinin kapsamı, kurumlar arasındaki koordinasyon ve sorumlulukların yerine getirilip getirilmediği konularını yeniden gündeme taşıdı.
“KURUMSAL AŞINMA SİSTEMİ FELCE SÜRÜKLER”
Yaşananların yalnızca münferit olaylar üzerinden değerlendirilemeyeceğini savunan Arıtürk, yönetim anlayışı, liyakat ve hesap verebilirlik arasında doğrudan bir ilişki bulunduğunu belirtti.
Kurumsal zafiyetin zaman içinde daha geniş bir soruna dönüşebileceğini ifade eden Arıtürk, borsa manipülasyonu iddialarından banka kurma izinlerine kadar uzanan tablonun, kamu kurumlarının işleyişinin yeniden değerlendirilmesini gerektirdiğini söyledi.
ÇÖZÜMÜN ADRESİ: ŞEFFAFLIK, LİYAKAT VE HESAP VEREBİLİRLİK
Arıtürk, kurumlara duyulan güvenin yeniden tesis edilmesi için yönetim anlayışında değişim gerektiğini savundu. Yolsuzluk iddialarının etkin biçimde soruşturulması, kamu görevlilerinin hesap verebilir olması ve liyakatin esas alınmasının önemine dikkat çekti.
Çözüm önerilerini sıralayan Arıtürk, şu ifadeleri kullandı:
“Bir toplumda ahlakın yeniden tesisi ve kurumların ayağa kaldırılması, ancak yönetimin adil ve ahlaklı olması ile mümkündür. Yönetim kademelerinde hesap verebilirliğin sağlandığı, yolsuzluğun bir ayrıcalık değil ağır bir suç olarak cezalandırıldığı, liyakatin öncelendiği şeffaf bir düzene geçiş, artık bir tercih değil, devletin bekası için bir zorunluluktur. Kürsülerden verilen nasihatlerin yerini, makamlarda gösterilen adalet ve dürüstlüğün aldığı gün, kurumsal yozlaşma sona erecek ve toplum refaha kavuşacaktır.”


