
Yeni Parti lideri Özgür Özel, dün akşam katıldığı televizyon programında gazetecilerin gündeme yönelik sorularını yanıtladı. Özgür Özel, emekliler ve çiftçilerin durumlarıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Özel şunları söyledi:
Emekli herhalde dünya tarihinde uğranılmış en kitlesel vefasızlıkla muhatap. Yıllarca çalışıyor, işte eller nasırlaşmış, dirsekler çürümüş, gözlük camları büyümüş bir emekli, bir gün karşısına geçmiş ve demişsin ki ‘Sen artık emekli ol. Bugüne kadar sen bize baktın bundan sonra biz sana bakacağız.’ O da sana güvenmiş emekli olmuş. Şimdi ona 23 bin lira para veriyorsun. Ve ortalama emekli maaşı da 27 bin lira. Yani eskiden şöyle olurdu. 23 bin lira en düşük emekli maaşı, ortalamanın 34 bin lira olmasını beklersin. Yani 50 - 60 bin lira alan da var. Yine 23 bin kira olmamalı tabii. En düşük emekli maaşı asgari ücret düzeyinde olmalı, asgari ücretin de 39 bin lira olması lazım, çok net. Ama 23 bin lira emekli maaşı ortalaması da 26 - 27 bin lira.
KUTU KOLA GİBİ HERKESİ DİPTE SIKIŞTIRMIŞLAR
Yani kutu kola gibi herkesi dipte sıkıştırmışlar. Böyle bir durum var. Ve emeklideki öfke kimsede yok. Onu söyleyeyim. Emeklideki öfke kimsede yok ve bir kırılım gördüm bugün daha ankette. YENİ Parti’ye oy verme oranı 55 yaş üzerinde yüzde 56. Bakın ortalaması yüzde 32 bulan var, 34 bulan var, 29’sun diyen var. Bu 2-3 ay içerisinde bir yere oturur, onu görürüz. Onu tartışmıyorum. Ama mesela bizi yüzde 32 bulan şey de 55 yaş üstünde diyor yüzde 56 oy oranı var YENİ Parti’nin. Çünkü inanılmaz öfkeliler, dertlerini dile getirene dört elle sarılıyorlar ve çözüm vaat edene dört elle sarılıyorlar. Bu çok net ortada. Ama öyle biri açmazla karşı karşıyayız ki, asgari ücret alan için çok düşük veren için çok yüksek. Tekstilci ‘Bu asgari ücretle ihracat yapmam mümkün değil’ diyor. Alan adam perişan. 25 bin lira ev kirası, 27 küsur bin lira asgari ücret. Ondan. 2 bin lira kalıyor. Ya bir eve girip başını sok, aç kal. Ya karnını doyur, sokakta kal. Emekli için de böyle, asgari ücretli için de böyle.”
BİR DOKUN BİN AH İŞİT
Öbür taraftan çiftçi bir dokun bin ah işit. Kendi köyümden isyan yükseldi, köyüme koştum. Diyorlar ‘Rize’ye gitti, çayı konuştu, Trabzon’da fındık konuştu. İşte Gaziantep’te fıstık konuştu, Trakya’da buğday konuştu. Üzümü ne zaman konuşacak? Kendi köyüne gelsin.’ Gittik. Bütün her yerde Toprak Mahsulleri Ofisi’nin hem ayçiçeğinde aynı sorun var hem üzümde. Fiyat açıklamaması ve üreticinin ürettiği maliyetin altında satışa zorlanması ve bankalar baskısıyla da elinden yok paha ürünün çıkması. Ayçiçeğinin neredeyse tamamı toplanmış, fiyat yok ortada. Üzümde geçen seneki fiyatın yarı fiyatına, üçte biri fiyatına, yarı fiyatına üzüm alınıyor, üzümcüler perişan. Fındıkta ‘Gel sen topla, bunu burs dağıt’ diye bizim belediye başkanlarını çağırıyor. Toplatma maliyeti, fındığa verilen fiyatı kurtarmıyor. Böyle inanılmaz işler var. Ayrıca da Manisa bunda birinciymiş, ona çok üzüldüm. Tarım arazileri en çok ipotek altında olan şehir Manisa’ymış. Türkiye’de birkaç tane banka ve Ziraat Bankası zirai kredileri hak edene hak ettiği gibi veremediği için, çok az verdiği için, zirai kredi veren özel bankalar bütün ipotekleri almış. Millet artık malından olma durumuna gelmiş. Kartopu gibi büyüyen bir borç var. Diğer taraftan bunlarda hal böyle olunca esnaf perişan.
ÇİFTÇİ YAŞI ORTALAMA 57'YE ÇIKMIŞ
Çiftçi yaşı ortalama 37’den AK Parti iktidarı boyunca 57’ye çıkmış. Çiftçimiz yaşlanmış. Genç üç çiftçiden ikisi ‘Asgari ücrete razıyım, çiftçiliği bırakacağım’ diyor. Dört gençten üç tanesi ‘Fırsat bulursam dünyanın başka ülkesine giderim, bir daha dönmem’ diyor. Yani sorunuz öyle bir şey ki çok haklı şekilde, halinden memnun olan kimse kalmadı. Peki bu iktidar nasıl iktidarda? İşte bu iktidarın iktidarda kalması normal siyasi yollarla mümkün değil. Onun için ‘Savaş ilan ediyor, türlü kötülükler yapıyor’ diyorsunuz. Onun için umutsuzluk yaymaya çalışıyor, onun için ‘Kaybetsem de gitmem’ imajı yaratmaya çalışıyor. ‘Kaybettiğim yeri vermem, verdiğim yeri geri alırım’ falan. Ama bir yanda da gerçek sorunları konuştuğunuzda, yani sokağa çıkıp konuştuğunuzda, göz hizasında siyaset yaptığınızda millet hem derdini bildiğinizi hem de çözeceğinize ikna oluyor. Benim gördüğüm bu. Şu anda organik siyaset dönemindeyiz. Öyle cafcaflı laflar, işte kampanya filmleri, broşürler, billboardlardan ziyade; millet kulağıyla duymak istiyor. Bir de eğer izliyorsa sağlık, afiyet diliyorum kendisine.
DEMİREL'İN BAKANI YANIMA GELDİ
Ali Naili Erdem. Rahmetli Demirel’in bakanı. O beni ziyarete geldi, 98 yaşında. Dedi ki, ‘Demirel’in bir lafı var’ dedi. ‘Sizde onu görüyorum’ dedi bana. Demirel dermiş ki Ali Naili Bey’e ve bütün arkadaşlarına, ‘Ahali’ dermiş, ‘Ahali televizyonda gördüğü adama oy vermez. Köye gelen adama da oy vermez. Millet televizyondaki adam köyüne gelirse oy verir.’ Bizim şimdi temel yaklaşımımız bu. Sayın Bakan bana dedi ki, ‘Sizde bunu görüyorum. Hem televizyondasınız, hem çok geziyorsunuz falan. Buna devam edin.’ Hatta Demirel biraz bunaldı mı ‘Gezsem Anadolu’yu türküsünü söyler, 15 gün dolaşır gelirdi falan.’ Gerçekten de bunun bir inanılmaz bir karşılığı var ama tabi bu diğer işte bugün örneğin işte Utku Bey benim konuşmalarımdan yapılmış bir broşürü örgütlere yollanmak üzere onayımızı aldı, hazırladılar. İşte broşürlerimiz, filmlerimiz bilmem neler… Konvansiyonel yöntemleri kullanacağız. Ama yani televizyonların sayısı az, çeşitli baskılar oluyor, çeşitli engellemeler oluyor, daha kötüleri olabilir falan. Her şeye rağmen esas halka birebir ulaşacak mekanizmaları kurmak… Yeni Parti’nin yeni siyasetinde şu var. Bizimle beraber siyaset yapan herkes bir; seçime kadar durmadan, yılmadan çalışacak, iki; seçmene birebir ulaşacak.


